İŞKAMPAVYA: Denizcileşme İçin Her Eve Bir Tekne


Uzun zamandır pek çok kişinin üzerinde çalıştığı, emek verdiği, fedakârlıklarda bulunduğu ve ülkemizin bir adım daha ileri gitmesi için önemli olduğunu bildiği mesele Türkiye’nin denizcileşmesidir. Burada amaç 3 tarafımızı çevreleyen denizlerin tam verimle kullanılmak istenmesi ve halka deniz kültürünün aşılanması, halkı denizle buluşturmaktır. Denizcileşme için halkın bu fikri benimsemesi ve kendinden görmesi çok önemli yoksa yapılan her şey fikri benimseyenler arasında fikir paylaşımı ve iyi temenniler olarak kalacak ve halkla deniz arasındaki yüksek set yerinde duracak. 

Bu seti yıkmak yılda 10 gün deniz tatilleri ya da kültür merkezlerinde, müzelerde geçirilecek birkaç saat ile mümkün olmayacak. Bunlar tamamen etkisizdir demek haksızlık olur, bunu kabul ediyorum. Teşvik edici ve ilham verici etkileri çok büyük ama seti yıkmak için kişinin tekneye ayak basması gerektiğini düşünüyorum. Teorik yerine pratik daha çok başarı sağlayacaktır. Milli bayramlarda savaş gemilerini ziyaret eden vatandaşların karaya döndüklerinde bir sonraki ziyaret tarihini iple çekmeleri ve bu ziyaret sırasındaki deneyimlerinin denize ve donanmaya ilgilerinin arttırmış olması bunun ispatıdır. Her yıl gemileri on binlerce kişi ziyaret etmektedir. Bahriyenin sıcakkanlı personelinin ziyaretçilerle yakından ilgilenmesi de bu sevgi ve ilgiyi pekiştirmektedir. Sadede gelecek olursam sadece deniz kokusunu, iyotu içine çekmek yetmez. İnsanlar teknenin o kendine has kokusunu içine çekmeli; halatlara, dümene, küreklere dokunmalı. Bir savaş gemisinin kokusu metal, deniz ve mazot kokusunun karışımıdır. Bu kokuyu bir kez solursanız zaman zaman özlediğinizi fark edersiniz. TCG Işın’ı (A-583) ziyaretimde gemiden ayrılmak için gelecek botu beklerken gemi komutanıyla biraz laflamıştık. Komutana gemiyi çok beğendiğimi yalnız tek bir eksiği olduğunu söylediğimde merakla ve şaşkınlıkla eksiğin ne olduğunu sormuştu. Bende gemi yeni olduğu için yeterince mazot kokmuyor diyerek kendisine takılmıştım. Denizin kenarından onu izlemektense ona dokunmalı, üzerinde bir yelkenlinin süzülüşünü, sürat teknesinin güçlü makinelerini ve savaş gemisinin tüm heybetiyle ilerleyişini hissetmeli.

Türkiye’de genel kanı denizciliğin ve tekne sahibi olmanın zenginlere mahsus bir hobi olduğu yönündedir. Mevcut durum bu görüşün ekseriyetle yanlış olmadığını göstermekte. Tekne ve tekne malzemeleri diğer ülkelerle kıyaslandığında fiyatların oldukça yüksek olduğu açıkça görülmektedir. Bu görüşüme karşı çıkarak tekne fiyatlarının otomobil fiyatları ile neredeyse aynı olduğunu söylüyorlar. Dedikleri doğru fakat şunu atlıyorlar denizle buluşturulması istenen hedef kitlenin bütçesi otomobil almaya da yetmemekte. Deniz Müzesi’nde stajım sırasında müzecilik haftasında öğretmenlerin verdiği ödev için müzeye gelen ve bilet almaya bütçeleri yetmediği için ücretsiz öğrenci biletiyle müzeyi gezecek çocuğunu fuayede bekleyen ailelere şahit oldum. O gün komutan inisiyatifi ile aileler içeri müzeye alınmışlardı. Denizcileşme ülküsünün herkese ulaştığında başarılı olabileceği inancındayım. 

Varsayınız ki Mısır’daki dedenizden miras kaldı ya da kredi çekerek bir tekne almaya karar verdiniz. Ya da son dönemde ucuza tekne sahibi olmak isteyenlerin yaptığı gibi İzmir Aliağa’da bir söküm tesisinden sökülmüş bir gemiden indirilmiş freefall bot ya da filika alarak onarıp kullanmaya karar verdiniz. (Son dönemde bu sonuncunun yasaklandığı söyleniyor.) Çevrenizdeki herkes ağız birliği yaparak size aynı şeyi söyleyecekler: “Marina fiyatları çok pahalı.” Tekne sahiplerinin önünde iki seçenek var. Ya teknelerini marinaya bağlayacaklar ya da bir balıkçı barınağına bağlayacaklar. Balıkçı barınaklarında yerin az olması ve marinalarda olan çoğu imkânın bulunmaması nedeniyle çok tercih edilmemekte. Marinaya bağlandığınızda 3 ya da 4 yılda teknenizi almak için ödediğiniz paraya denk bir meblağı marinaya ödemeniz gerekmekte. Elektrik, su, palamar, çekme-atma, karina temizliği ve internet bağlantısı gibi birçok hizmet için ek ücret ödemeniz gerekecektir. Bu gerçekler tekne sahibi olmak isteyen birçok kişinin hayallerinden vazgeçmesine ya da hayallerini ertelemesine neden olmakta. Tüm bu olumsuzluklara karşın her evin bir teknesinin olmasının nasıl sağlanacağının cevabı uzakta değil, denizciliğin ve medeniyetlerin kalbi Akdeniz’de.

Gastronomi üzerine programların yayınlandığı bir yabancı televizyon kanalını izlemekteydim. İtalyan mutfağını tanıtan programda sunucuya eşlik eden şık İtalyan beyler sunucuya bir restoranı ziyaret etmek için denizden bir sahil kasabasını ziyaret edeceklerini söyler. Ben lüks motorbotlarla gideceklerini beklerken kalabalık program ekibi iki şık işkampavya ile kasabaya ilerlediler. Bu program bana ilham oldu.

İtalya’da Napoli ve Sicilya’da kullanılmaya başlanan işkampavya başta 7 çifte kürekli ve bir yelken direği bulunan uzun teknelerdi. Ortalama boyları 12 metredir. Ufak toplar taşıyabilen bu tekneler taşımacılığın yanı sıra korsanlar ve donanmalar tarafından hafif ve hızlı oldukları için keşif, karakol ve filo içi haberleşme için kullanılıyorlardı. Önce buhar makinesi daha sonra dizel makinelerin icadı ile bu tekneler yelken ve küreklerinden sıyrıldılar ve savaş gemilerinin üzerindeki en büyük vasıta oldular. Alargadaki gemiye cephane, personel, erzak nakli için kullanılan işkampavyalar 50 ila 100 kişi kapasitesindelerdir. Günümüzde pek çok kişiye göre liman ziyaretindeki bir gemiye gitmenin en zevkli yanı işkampavya ile yolculuktur. Donanma ile bir bağınız varsa bu tekneler hayatınızın daima bir köşesindedir. 

Amiral Souchon 1914 yazında SMS Goeben ve SMS Breslau’ı Messina limanında savaşa hazırlarken gemilerdeki değerli tablo, mobilya ve eşyalarla birlikte muharebe sırasında isabet alıp zarar görmemeleri için filika ve işkampavyaların bir kısmını karaya çıkartılarak gemiler için ayrılan ambarlara taşınmıştı. 1948 yılında vefat eden büyükelçi Mehmet Münir Ertegün’ün naaşını İstanbul’a USS Missouri getirmiş ve naaş Dolmabahçe’de demirlemiş olan gemiden karaya bir işkampavya ile taşınmıştı. Bu iki örnek sanırım işkampavyanın donanmadaki yeri ve önemini anlatmaya yardımcı olur.

Asıl konuya dönecek olursak işkampavyayı neden bu amaca uygun tekne türü olduğunu düşündüğümü anlatayım, neden Bodrum Guleti, sandal, Boğaziçi Kayığı ya da İnebolu Kayığı değil de İtalyan İşkampavyası: İlk nedeni yüksek fribordu. Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki yüksek fribordu sayesinde işkampavya hem yüksek iskelelerden inilip binilmesini kolaylaştırıyor hem de insanlar üzerinde bir güven duygusu oluşturuyor. Savaş gemilerinin yüksek süratli joker botlarıyla seyahatin keyfini reddedemem fakat insanların alçak olduğu için inip binerken ve seyir sırasında tedirgin olduklarına şahit oldum. Özellikle yaşlılar ve çocuklar için bu sorun teşkil ediyor. İkinci neden gövdesinin ahşap olmasıdır. Bu tamiri kolay, diğerlerine göre nispeten ucuz ve tekne sahiplerinin onarım ve düzenlemelerini kendi başlarına daha kolay yapmalarına olanak sağlamakta. Ayrıca bir fiber tekne ile baştankara ederken ya da tekneyi karaya çekerken gövdenin hasar alma ihtimaline karşın ahşap tekne ile kayalık bir bölgeye girmediğiniz sürece rahatlıkla baştankara edebilirsiniz. Üçüncü neden geniş iç hacmi. Ülkemizdeki geniş aileleri rahatça taşıyabileceği gibi içerisi yük, yolcu taşıyacak şekilde düzenlenebilir ya da bölmelere ayrılıp kamaralar oluşturularak teknede yaşamak isteyenler için bir yaşam alanı oluşturulma imkânı sağlanabilir. Teknenin yeke ile idare edilmesi kullanım açısından acemiler için kolaylık sağlanacaktır ayrıca acil bir durumda onarımı basittir. İçerisindeki marin makine küçük olduğu için bakımlarının yapılması bir araba motoru ile hemen hemen aynı olup tekne sahibi bakımları kendi yapabilir. Yüksek işçilik maliyetleri nedeniyle günümüzde pek çok tekne sahibi motor bakımı, karina temizliği ve boya işlerini kendi yapmakta. Düşük draftı sayesinde nehir yatakları ve göllerde kullanılabilir. Sadece sahil kentlerinde oturan insanlara değil iç kesimlerde yaşayan insanlara da deniz ve tekne sevgisi ulaştırılabilinir. Daha önce Adana’da Seyhan baraj gölünde sürat teknesi yarışları düzenlenmiş ve ilgi çekmişti.

Herkesin bir işkampavya sahibi olmasını sağlamanın yolu iki kavramdan geçmekte “seri üretim” ve “modülerlik”. Bugün sokaklar otomobil ile doluysa bu seri üretimin ilk başarılı örneği olan T model Ford otomobillere borçludur. Tekne üretimi için seri üretim mümkün mü? Elbette, büyük üreticiler bunu hâlihazırda yapmakta fakat marin malzemelerin pahalılığı, tasarımcıların lüks malzemede ısrarı ve kur farkı birleşince ortaya çıkan rakam yine yüksek kalmakta. Sade tasarımlı işkampavyalar kolaylıkla seri üretimle inşa edilebilir. Türkiye ahşap tekne yapımında Bodrum Guletleri ile tanınıyor. Türkiye’de üretilen Guletler pek çok ülkede ilgi görüyor. Bu tekneleri inşa eden tersane sayısı azalırken bu proje ile tekrar sayı arttırılabilinir. Diğer yandan bu üretimi destekleyecek şekilde başta marangozluk olmak üzere pek çok alanda istihdam yaratılabilinecek, tekne yapımında kullanılacak ağaçların temin ve yetiştirilmesi ziraat fakültelerinin iş imkânını arttıracaktır. Birçok yan dala gelir ve iş imkânı sağlanacak. Sadece seri üretim değil aynı zamanda bireysel üretim teşebbüsleri de desteklenmeli. Bugün birçok ülkeden tekne tasarımcıları yaptıkları tasarımları uygun fiyatlara ya da ücretsiz olarak internet ortamında paylaşmakta ve bu planlar ile garajında, arka bahçesinde ya da kiraladığı bir yerde pek çok kişi kendi teknesini inşa etmektedir. İşkampavya planları satılabileceği gibi demonte halde satış yapılıp kişiler kendileri birleştirebilir. 12 metrelik bir tekneyi demonte satmak kulağa saçma gelebilir fakat imkânsız değil.

Günümüzde pek çok ülkenin donanma envanterinde aynı sınıf fırkateyn var: Alman tasarımı Meko Sınıfı. Bir ticari başarı olarak görülen bu sınıfın bu kadar çok talep görmesinin sebebi modüler olmasıdır. Kolaylıkla ihtiyaca göre donatılması nedeniyle değişik varyasyonları dünya denizlerinde dolaşmakta. İşkampavya eğer tek bir model yerine farklı varyasyonlarla satışa çıkarsa daha çok ilgi çekecektir. Kapalı ambarı bulunan yük taşımaya uygun modeller, üzeri tente ile kapatılmış yolcu tekneleri, yelken yapmak isteyenler için eklenmiş yelken direği ya da kürekler için eklenecek ıskarmozlar, içeride yaşamak için ya da uzun seyirler için oluşturulacak kamara, mutfak, banyo alanları ile herkese uygun bir işkampavya oluşturulabilinir. Diğer yandan sadece motor ve gövde olarak satılıp iç kısmın tasarlanması tasarrufunun tekne sahibine bırakılması kişinin vakit ve bütçesi elverdikçe teknesiyle ilgilenerek teknesini istediği verimi alacak şekilde kullanmasına olanak sağlayacaktır. 

Tekne sadeleştikçe hem kullanım kolaylaşacak hem de fiyat düşecek. İnsanları sadece işkampavya sahibi yapmakla bu iş bitmeyecektir. Bu tekneleri destekleyecek alt yapının oluşturulması şarttır. İstanbul üzerinden konuşacak olursak Boğaziçi’nde yolcu/yük alıp indirilebilinecek iskeleler yapılması gerekmekte. Mevcut durumda ya az sayıdaki marinaya uğramanız ya da önceden arayıp izin alarak Şehit Hatları iskelelerini kullanmanız gerek. Bağlanma yerleri oluşturulması gerekiyor. Sahil yolu üzerinde onlarca otopark var fakat teknenizi bağlayabileceğiz bir yer ya da karaya çekebileceğiz sadece birkaç nokta mevcut. Belediye belirli noktalara kayıkhaneler kurarak teknelerin yerleştirilebileceği hangarlar kurulabilir. Teknelerin çoğu direksiz ve yüksek olmayacağı için mataforalar ile ya da raf benzeri bir sistemler üst üste konarak birçok tekne içeride muhafaza edilebilineceğini düşünüyorum.
  
 Sonuç olarak bu projenin bir tarihçi değil bir tekne tasarımcısı ya da armatör tarafından tekrar elden geçirilip maliyet analizleri ve uygulanabilirlik açısından incelenmesi gerektiği kanaatindeyim. Kaybettiği bir muharebe sonrası Napoleon Bonaparte bir dostu ile harita masası başındalarmış. Dostu harita üzerinde parmağını gezdirerek “Önce bu tepeyi zapt etmeliydiniz, daha sonra bu yöne taarruz etmeliydiniz” şeklinde konuşarak yorumlarda bulunuyormuş. Napoleon ise cevaben “Parmakla gösterildiği gibi olsaydı ben de yapardım.” demiş.


Yorumlar

Popüler Yayınlar